Tuesday, May 22nd

Last update:10:00:00 PM GMT

Rusya'da başarısız dönem

E-posta Yazdır

Dış politikasında yeni sorunlara çözüm üretmekte zorlanıyor…

Rusya ekonomik krizle birlikte petrol ve doÄŸalgaza dayalı ekonomisini sarsıntılardan koruyamadı. DüÅŸen petrol fiyatları, döviz rezervlerini eritti. Önümüzdeki bir iki yılda küresel ekonominin talep darlığından kurtulamaması Rusya’yı da zorlayabilir.

 

 

Sovyetler BirliÄŸi’nin dağılmasından sonra siyasal ve ekonomik açıdan iniÅŸli çıkışlı bir süreç geçiren Rusya Federasyonu hala genel anlamda istikrarlı bir çizgiye yerleÅŸmiÅŸ deÄŸil. Çıkarlarını siyasal dengeler ve realitelerden ziyade elindeki en büyük silah olan petrol ve doÄŸalgaz üzerine odaklayan Rusya’nın bu noktada kazançtan çok kayba uÄŸradığını söylemek mümkün.

Yeniden küresel güç olmak isteyen Rusya’nın bu hedefe ekonomik olmasa bile siyasal anlamda SoÄŸuk SavaÅŸ dönemindekinden bile daha kolay eriÅŸmesi olası iken bunu son zamanlardaki sert çıkışlarıyla zora sokmakta. Irak, Afganistan ve Gazze nedeniyle ABD’nin uluslararası alanda ne kadar güç ve prestij kaybettiÄŸi açık. Anti-Amerikancı duygular dünyada hiçbir devirde bu kadar yoÄŸun olmamışken Rusya’nın bundan fırsat yaratamaması ayrıca önemli. Hatta son enerji kriziyle elektriksizliÄŸe ve soÄŸuÄŸa mahkûm etmesi özellikle DoÄŸu Avrupa’da Anti-Amerikancı duyguların bir benzerinin Ruslar için de oluÅŸmasına neden oldu. Orta ve Batı Avrupa sanayisi ve finans çevrelerinde ise Ruslar imzalamış oldukları anlaÅŸmalara uymamaları nedeniyle ticari iliÅŸkilerdeki güvenilirliklerini yitirdiler.

Amerikalılar uluslararası arenada kan kaybederken Rusların bundan yararlanamadıkları ve yeni güçlü ikili iliÅŸkiler ve hatta ittifaklar inÅŸa edemedikleri bu baÄŸlamda geliÅŸmeleri fırsata çeviremedikleri görülüyor. Hatta ABD’nin Afganistan giriÅŸimine ve ortalığı karıştırmasına raÄŸmen Rusların özellikle Orta Asya’da zayıflıyor olmaları da ilginç ama bir gerçek. Petrol ve doÄŸalgazlarını dış dünyaya sevk etmede Ruslara bağımlı olmalarına raÄŸmen Orta Asya Cumhuriyetleri’nin Rusların Gürcistan’da askeri güç kullanmasından son derece rahatsızlık duydukları anlaşılıyor. Bu olayın etkisiyle Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin enerji ihraçlarında baÅŸka kanallar aramaları da söz konusu olabilir.

ENERJİ ÜZERİNE DIÅž POLİTİKA

Artan enerji gereksinimine karşılık dünyada bu günlerde ciddi düÅŸüÅŸ gösteren petrol fiyatlarının Rusların psikolojik denge ve uzun vadeli hesaplarını bozduÄŸunu söyleyebiliriz. Kaldı ki dünya ekonomik kriziyle paralel yaÅŸanan talep azalması ve petrol fiyatlarının düÅŸmesi Rusları son derece sıkıntıya sokmuÅŸ durumda. Ellerindeki yüksek döviz rezervleri ve uluslararası finans piyasasındaki yatırımlarına raÄŸmen petrol fiyatları bu düzeyde kalırsa ekonomik durumlarını ancak bir süre daha su yüzünde tutabilecek olan Rusların, krizin uzun sürmesi halinde ne yapacakları merak konusu. Kaldı ki uluslararası ekonomik koÅŸulların iki yıldan önce rahatlamayacağı açık iken, almış oldukları dış kredileri ödemede sıkıntı çekerek batan Rus firmalarının yanı sıra duran alt ve üst yapı yatırımlarının toplam ekonomiye vereceÄŸi zarar çok büyük olacak. Hele Moskova gibi, fiyatların ve sosyal yaÅŸantının dengesiz, abartılı ÅŸekilde ve Batı özentisiyle geliÅŸtiÄŸi yörelerde halkın beklentilerinin giderek karşılanamayacak olması, son günlerde erozyona uÄŸrayan Rus dış politikasının yanı sıra iç politikayı da etkileyecektir.

Hâlbuki özellikle son iki yılda aldığı rahat nefesle geleceÄŸi daha pembe gören Ruslar ve dış politikaları, Venezuela’daki Chavez gibi giderek dış dünyaya ve özellikle NATO’ya kafa tutar olmuÅŸlardı. Çünkü ekonomik rahatlama dışa bağımlılığı azalttığı gibi, daha güçlü bir ordu kurmak ve askeri projeler geliÅŸtirmek konusunda onlara olanak tanıyacaktı.

Bu arada Gazprom gibi küresel ekonomiyi etkileyecek Rus enerji firmalarının ortaya çıkması da Rusları şımartmıştı. Sermayesi ve varlıkları 300 milyar dolara eriÅŸen Gazprom’un dünyada Exxon-Mobil ve General Electric’ten sonra üçüncü sıraya yerleÅŸmesi bu ÅŸirketi ve ürettiÄŸi doÄŸalgazı, dış politikalarının ana unsurları haline getirmiÅŸti. Nitekim yeni Devlet BaÅŸkanı Medvedev’in son görev yerinin Gazprom BaÅŸkanlığı olduÄŸu hatırlanırsa Rusya’nın iç ve dış politikasında enerjinin özel yeri ortaya çıkar. Ne var ki bu olgu bu ülkenin elindeki olanakları pragmatik bir yaklaşımla ve baÅŸarılı bir ÅŸekilde kullanıp kullanmadığı hususunu bir kez daha söz konusu etmektedir. Çünkü Rusya’nın dış politikasını pragmatik yaklaşımlar ve ABD’nin yanlışlarından çok, doktrinsel ve tehlikeli bir yeni ideolojik temele yerleÅŸtirmeye çalıştığına dair belirtiler var.

Rusya’nın demokratikleÅŸme ve liberalleÅŸme konusunda Batı deÄŸerlerine yaklaÅŸma çizgisinin, kendi geleneksel siyasal anlayışlarıyla çoÄŸu zaman örtüÅŸmemesi ve bunun yarattığı çeliÅŸki, süreç içinde politikasının ana silahı olan enerji konusunda bile Rusya’ya zarar verebilecek bir durumu ortaya çıkarmıştır. Ortaya çıkan husus, özellikle küçük devletlerce Rusya’ya duyulan güvensizliktir. Gürcistan savaşı ile ortaya çıkan bu güvensizlik bilahare doÄŸalgaz kesintisi ile AB ülkelerine de sirayet etmiÅŸtir. Bunun sonucu ise AB ülkelerinin özellikle daha kolay elde edebilecekleri Rus doÄŸalgazına karşılık, daha pahalı ve ama enerji güvenliÄŸini daha iyi saÄŸlayabilecek yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına doÄŸru arayışlarının ortaya çıkması olacaktır.

Hiç ÅŸüphesiz bu arayışın içinde doÄŸalgazdan vazgeçemeyecek konumda olan Akdeniz, Balkan ve Orta Avrupa ülkeleri için Nabucco projesinin hayata geçirilmesi bile kaçınılmaz bir projeye dönüÅŸecektir ki bu husus Rusya’nın hiç de hoÅŸuna gitmeyecektir. Ne var ki Rusya ideolojik yaklaşım kokan, emperyal hevesler içeren yeni Dış Politika yaklaşımı ile bunun zeminini hazırlamıştır. Bu baÄŸlamda Moskova’nın enerji emperyalizmi olarak nitelendirilebilecek yeni politikalarıyla Türkiye açısından, en azından kendi enerji güvenliÄŸini daha farklı kaynaklardan saÄŸlama olanağı doÄŸmaktadır.

ABD VE RUSYA

Bağımsızlıklarını elde etmiÅŸ oldukları zamandan bu yana, süreç içinde Batı ve özellikle ABD’ye kuÅŸkuyla ve güvensizlikle bakan ve bu duyguları giderek artan Üçüncü Dünya Ülkelerinin bu yaklaşımlarını Rusya’nın deÄŸerlendiremediÄŸi ve bunda da Rus ideolojik yaklaşımlarının rolü olduÄŸunu söylemek mümkündür. Hiç ÅŸüphesiz bu yaklaşımda Batı’nın Üçüncü Dünya Ülkelerine miras bıraktığı kültür birikiminin etkisi ve alışkanlığı da söz konusudur. Hatta baÅŸta ABD olmak üzere Batı ülkeleri, bu soft-war (yumuÅŸak güç-kültürel egemenlik) etkinliklerini son elli yılda yakın çevrede arttırırken Çin ve Hindistan gibi ideolojik ve siyasal anlamda Batı’ya ters düÅŸebilecek eÄŸilimleri olanlarda bile özellikle ekonomik alanda bu tür çalışmalarını yayabilmiÅŸlerdir.

Bunun sonucu, BRIC denilen yeni ekonomik gücün üyesi Çin, Hindistan ve Brezilya ile Türkiye, İran, Japonya gibi öteki bölgesel güçler ve hatta AB ülkeleri ile eski Sovyetler BirliÄŸi müttefiki veya üyesi ülkeler, baÅŸta dış politika ekonomik konum ve kararlarını belirlemede ABD’yi göz önüne alma ve stratejilerini Amerika’ya göre uygulama durumundadırlar. Bu olgu en az 15 yıl daha böyle sürecektir.

Rusya’nın son Gürcistan Savaşı ile ortaya çıkan müdahalecilik politikası ve diplomaside güç kullanma konseptinin uygulanmasındaki kararlılığı hiç ÅŸüphesiz ekonomik açıdan elde ettiÄŸi rahatlama sayesindeydi. Ancak bu noktada ele alınması gereken soru, Rusların, tarihsel açıdan en güvendikleri unsurları olan ordularının ne konumda olduÄŸudur. Sovyetler BirliÄŸi’nin en güçlü zamanında bile konvansiyonel anlamdaki gücü hakkında tereddütler bulunan Rus ordusunun bugünkü durumunun çok da parlak olmadığı askeri uzmanlarca ifade edilmektedir.

ASKERİ GÜCÜNÜN BOYUTU

Askeri eÄŸitimdeki zayıflık, lojistik, insan unsuru ile kadrolardaki eksiklik bir yana uzun zamandır özellikle teknolojik anlamda kendini yenileyemeyen Rusya Silahlı Kuvvetleri’nin Gürcistan gibi çok zayıf bir ülke ötesinde kullanılma olasılığında Rus diplomatik konsepti olan güç kullanma iÅŸlevini ne ölçüde yerine getirebileceÄŸi ciddi bir soru iÅŸaretidir.

Rusya Federasyonu halen Gayri Safi Milli Hâsılası’nın (GSMH) yaklaşık yüzde üçünü savunmaya harcamaktadır. Rusya’nın emellerinin ve çıkarlarının çeÅŸitliliÄŸi, ülkenin geniÅŸliÄŸi göz önüne alınırsa bu harcamanın azlığı ve yetersizliÄŸi ortadadır.

Özellikle Rusya’nın dünyanın belli bölgelerinde ABD ile boy ölçüÅŸmeye çalıştığı düÅŸünülürse ve ABD’nin bugünlerde savunma harcamasının, GSMH’sinin yüzde dördüne eriÅŸtiÄŸi ve yani yaklaşık 600 milyar dolar olduÄŸu göz önüne alınırsa, Rusya’nın yaklaşık 30 milyar dolar olan savunma harcamasının yetersizliÄŸi ortadadır. Hele son ekonomik krizin Rusya’nın savunma harcamalarını çok ciddi boyutlarda etkileyeceÄŸi olgusu, Rusya’nın askeri güç kullanma konseptini bundan böyle daha düÅŸük düzeye indireceÄŸi hususunu akla getirmektedir. Yani Rusya, çoÄŸu NATO ülkesinden bile az olan savunma gücü ve bütçesiyle ve bozulan ekonomisiyle bundan böyle daha gerçekçi bir dış politika izlemek ve özellikle komÅŸuları ve Avrasya coÄŸrafyasındaki bölgesel güçlerle daha yapıcı iliÅŸkilere girmek durumundadır.

Bu yapıcı ve yeni iliÅŸki çizgisinde, dünyada ortaya çıkan yeni ekonomik güçler Rusya için bir fırsattır. Kaldı ki Çin ve Hindistan gibi yeni güçler Rusya ile olan eski ve köklü iliÅŸkileri nedeniyle esasen ve göreceli olarak rahat birer çalışma alanı, iyi birer partnerdirler. AB’yi ve buna baÄŸlı ülkeleri ekonomik alanda geçme konumuna gelmiÅŸ olan ve dünya ekonomik krizinde kalkınmalarını sürdürecek olan bu iki ülke Rusya için fırsat yaratmaktadır.

Her ne kadar ABD-Hindistan iliÅŸkileri yumuÅŸamış, ABD Hindistan’ın nükleer güç olduÄŸu gerçeÄŸini kabul etmiÅŸse de ve hatta bütün bu olgularla beraber Hindistan’ın G-8’lere kabul edilmesi olasılığı bile bu ülkenin anti-emperyalist duygularını tamamen unutacağı ve körü körüne ABD’ye yaklaÅŸacağı anlamına gelmez. Yani Åžanghay İşbirliÄŸi Örgütü (ŞİÖ) gözlemcisi olan Hindistan hala Rusya için bir kayıp deÄŸildir. Yine Hindistan’ın geleneksel silah alım kaynağı olan Rusya’yı ABD ile filizlenen iliÅŸkiler nedeniyle tamamen terk edeceÄŸi de söylenemez. Her ne kadar Hindistan savunma ve silah alımlarında son zamanlarda gözünü Rusya dışına çevirmiÅŸ ve ABD’den USS Trenton adlı Helikopter gemisi ile 6 adet C-130J ağır nakliye uçağı almış ve yine ABD’den 126 adet çok amaçlı savaÅŸ uçağı ile 190 kadar helikopter almayı planlamış ise de Rusya’ya da arkasını tamamen dönmemiÅŸtir. Aralık ayında yapılan bir anlaÅŸma ile Rusya’dan 1.2 milyar dolar deÄŸerinde 80 adet Mil Mi-17 nakliye helikopteri alma kararını hatırlamak gerekir. Ayrıca Hindistan’ın yine Rusya ile bir adet Talwar sınıfı güdümlü füze firkateyni inÅŸası konusunda çalışmalarını yürüttüÄŸü de bilinmektedir. Bunun ötesinde Rusya’nın savunma teknolojilerinde geri olduÄŸu elektronik ve benzeri alanlarda bundan böyle Hindistan ile artabilecek iÅŸbirliÄŸi mecburiyeti de bu iki ülkenin iliÅŸkilerinin araya ABD’nin girmiÅŸ olmasına raÄŸmen süreceÄŸini göstermektedir. Kaldı ki bu mecburiyet Rus dış politikası açısından ihmal edilemeyecek özelliktedir.

GeleceÄŸin bir numaralı ekonomik gücü olan Çin özellikle ekonomik anlamda ABD’ye çok yakın ise de ABD’nin Çin’i gelecekte bir potansiyel tehdit olarak gördüÄŸü gerçeÄŸi unutulmamalıdır. Askeri ve savunmaya dönük teknolojik gücünü sürekli geliÅŸtiren ve savunma bütçesi yaklaşık 65 milyar dolarla Rusya’nın iki misli olan Çin geleceÄŸe dönük hesaplarda ABD için en önemli potansiyel tehdittir. Esasen bu tehdit algılamasını ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinin hemen yarısının Çin üzerinden geliÅŸtirilmiÅŸ olmasından da anlamak mümkündür.

Bu nedenle Çin, Sibirya’da gelecekteki olası Çin-Rusya sorunlarına karşın hala Rusya için önemli bir müttefik konumundadır. Ancak bu müttefiklik, Çin gelecekte birinci ekonomi olunca ne kadar sıkı olur veya Çin-Rusya ve Rusya-Hindistan arasındaki yakınlık gelecekte özellikle Orta Asya’nın enerji kaynaklarından pay alma hususu daha da kızışınca ne hale gelir noktasında sorunlar ortaya çıkarmaktadır.

YALNIZLIK

Bu baÄŸlamda Şİ֒ye raÄŸmen yakın gelecekte Rusya’nın dış politikasının GüneydoÄŸu Asya ülkelerinde bugünkünden daha parlak olmayacağı gerçeÄŸi ortaya çıkmaktadır. Rusya Gürcistan’daki son agresif politikasıyla Kafkaslar ve DoÄŸu Avrupa’da da kan kaybetmiÅŸtir. Bu politikasıyla da ABD’yi adeta Karadeniz’e davet etmiÅŸ, Ukrayna’yı da kendinden oldukça uzaklaÅŸtırmıştır.

Yani görünürde Rusya son iki yılda dış politika baÄŸlamında baÅŸarısız hamleler yapmış, İslam ülkelerinin ABD’ye genelde duyarlı ve hatta tepkili yaklaşımından da istifade edememiÅŸtir.

ABD’nin iniÅŸe geçtiÄŸi süreçte Türkiye’de de politik anlamda etkisiz kalan Rusya, özellikle son nükleer santral ihalesinde daha gerçekçi politika izleyip Türkiye ile güven ve iliÅŸki güçlendirme yaklaşımı benimsemek yerine son derece komik ve tepki çeken bir teklifle gelmiÅŸtir. Hâlbuki ihale mi, yarışma mı, ne olduÄŸu belli olmayan bu nükleer santral projesinde, uzun vadeli ve riskli fiyat önerisini kademeli bir ÅŸekle büründürüp, teklifi 21 cent gibi akıl almaz bir uçukluk yerine daha makul ve ama 15 yıllık zaman birimine artan oranlarda yansıtabilen bir Rus ekonomik politikası, artan ve yürüyen iliÅŸkileri daha saÄŸlam bir zemine oturtabilirdi.

Esasen dünya ve bölgesel koÅŸullar göz önüne alındığında, Rusya’nın büyük devletler olarak Çin ve Hindistan dışında yanaÅŸabileceÄŸi ve ekonomik, siyasi iliÅŸkilerini arttırabileceÄŸi Türkiye ve İran gibi iki ülke kalmış iken, bir de bu konuda nükleer teklifindeki baÅŸarısızlığın ötesinde yapacağı yeni yanlışları Rusya’yı dünyada daha yalnız hale getirecektir. Yalnızlık ise agresifliÄŸi getirir. Agresif bir Rusya ise bölgede Türkiye’nin çıkarlarına hiç uymaz.

Ali KÜLEBİ

TUSAM Ulusal Güvenlik Stratejileri

Araştırma Merkezi Başkanvekili

Kaynak: Cumhuriyet 

2009-04-09