Saturday, May 19th

Last update:10:00:00 PM GMT

Aktif - Pasif Yönetimi

E-posta Yazdır

            1- AKTİF-PASİF YÖNETİMİNİN TANIMI:

DiÄŸer iÅŸletmeler gibi ticari bankalar da kar amacı güden kuruluÅŸlardır. Zira piyasa kurallarına göre iÅŸleyen bir ekonomide faaliyet gösteren ve ticari iÅŸletme olan bir bankanın nihai amacı, güven, emniyet ve likiditesini saÄŸlayarak karını maksimize etmektir. Bu nedenle, bankalar kazançlarını arttırmak için daha fazla kredi vermek, daha fazla yatırım yapmak, bunun için de daha fazla fona sahip olmak zorundadırlar. Dolayısıyla, para otoritelerinin alacakları kararlara göre hareket eden ticari bankalar için karlılığı ve kazancı arttırmanın bir yolu, daha etkin bir pasif yönetimi uygulamak, bir diÄŸer yolu ise aktif yönetimlerini iyileÅŸtirmektir. Bir baÅŸka ifadeyle, gelir arttırıcı iÅŸletme politikalarıyla,maliyet düÅŸürücü politikaları birlikte uygulamak ya da kısaca etkin bir aktif-pasif yönetimi oluÅŸturmak ÅŸeklinde tanımlanabilecek bu faaliyetler, karlılığı saÄŸlamada bir bankanın vazgeçemeyeceÄŸi baÅŸlıca uygulamalardır.

 

           Aktif pasif yönetiminin uzmanlarca kabul görmüÅŸ bazı tanımları ÅŸunlardır:

 

           1)Bankayı uzun vadeli hedeflerine doÄŸru yöneltmek için genellikle 12 ayı kapsayan bir planlama faaliyetidir.

 

           2)Bir bankanın karını optimize etmek amacıyla,likidite ve emniyetini de gözönünde bulundurarak,bilançosunun her iki tarafını,aktifini ve pasifini düzenlemesi ve deÄŸiÅŸtirmesidir. Likidite bir bankanın minimum zararla olası mevduat çekiliÅŸlerini ödeyebilme ve piyasa kredi ihtiyacını karşılayabilme gücüdür. Emniyet ise bir bankanın öz sermayesinin yeterli ve aktiflerinin kaliteli olmasıdır.

 

           Aktif-pasif yönetiminin amacı bankanın karını maksimize etmektir. Finans teorisine göre;karı maksimize etmek ancak sermayenin getiri oranını maksimize maksimum yapmakla ve sermayenin getiri oranındaki dalgalanmayı minize etmekle gerçekleÅŸtirilir. Kısa vadede bankalar net faiz marjını maksimuma çıkarmaya ve net faiz marjındaki dalgalanmaları minumuma indirmeye çalışırlar. Bankacılık sektörü likidite riski,döviz riski,kredi riski,faiz riski gibi riskler içinde çalışır.

 

           Bu riskler altında baÅŸarılı bir aktif-pasif yönetiminden söz edilebilmesi için, bankanın  bilançosundaki aktif ve pasif kalemlerini, bunların hangi olaylar sonucunda birbirlerine paralel ya da ters yönde hareket ettiÄŸini, aktif ve pasiflerinin niteliÄŸini, özkaynaklarının yeterli olup olmadığını bilmesi gerekmektedir.

 

           Bilançolarda aktif ve pasif kalemleri hiçbir zaman birbirinden ayrı düÅŸünülemez; bu yüzden, aktif-pasif yönetimi deyince aktiflerin ayrı yönetilmesi, pasiflerin ayrı yönetilmesi gerekliliÄŸi asla anlaşılmamalıdır. Aktif-pasif yönetimi, aktif ve pasiflerin kalemlerinin karşılıklı etkileÅŸimlerini, içinde bulundukları piyasa koÅŸulları ile birlikte gözönüne alarak, banka stratejilerine uygun en iyi aktif-pasif kompozisyonunu belirleyebilmektir.

 

 

                                                                               1

 

 

 

1.1     Aktif Yönetimi:

 

           Aktif yönetimi, çeÅŸitli kaynaklardan elde edilen fonların yatırım alternatifleri arasında dağıtılmasıdır. Bir banka için en büyük yatırım alternatifleri nakit deÄŸerler, menkul kıymetler ve verilen kredilerdir.

 

           Dağıtım yaparken alınacak kriter her alternatifin risklilik derecesi ve bunun karşılığındaki getiri miktarıdır. Bankalar için kabul edilebilir risk derecesi farklılık gösterir. Risksiz bir alternatif, bankanın karlılık amaçlarına uymaz. Onun için kar etmek isteyen bir banka mutlaka riske maruz kalacaktır. Bu riskler, likidite yetersizliÄŸinden, faiz oranlarının ya da kur kurların dalgalanmalarından, borçların geri ödenmemesinden ve kanunlardan ya da ekonomik deÄŸiÅŸmelerden kaynaklanabilir.

 

           Aktif yönetiminde, bir bankanın karşılaÅŸacağı riskleri bilip ona göre aktif dağılımı yapması gerekir. Bunu yaparken de amaçlanan getiriyi saÄŸlaması ÅŸarttır.

 

1.2     Pasif Yönetimi:

 

           Pasif yönetimi, bankanın sahip olduÄŸu fon kaynakları ile banka için en uygun pasif kompozisyonunu yaratmaktır. Fon kaynakları bir banka için, mevduatlar, çeÅŸitli kuruluÅŸlardan alınan krediler, çeÅŸitli ulusal ve uluslar arası sermaye ve para piyasalarından elde edilen fonlar ile sermaye olarak sıralanabilir. Pasif yönetimi yapılırken likidite ihtiyaçlarını belirlemek büyük önem taşır. Banka, eÄŸer, likidite ihtiyaçlarını kısa vadeli borçlanma yoluyla saÄŸlayabiliyorsa, getirisi düÅŸük likit deÄŸerlerinin miktarını azaltabilir. Borçlanma maliyeti ile likit deÄŸerlerinin getirisini karşılaÅŸtırarak bu yolda en iyi stratejiyi uygular.

 

           Pasif yönetimine bankacıların büyük özen göstermeleri gerekir. Çünkü rezerv açıklarını kapatmak pasif kalemlerinin kullanılması daha risklidir. Bankanın elinde bulundurduÄŸu likit deÄŸerlerin miktarını azaltması, bilanço içerisinde borçların artması ve kısa vadeli fon maliyetlerindeki dalgalanmalar risk arttırıcı unsurlardır.

 

           Bankaların Aktif ve Pasif Kalemleri

 

 

AKTİF

                                                       

                                                         PASİF

Likit ve likite yakın değerler

Ticari krediler

Mali sektör kredileri

Hisse senedi ve tahviller

Sabit kıymetler

                                                      Mevduat

                                            Alınan krediler

                           Merkez Bankası hesapları

                                                  Özsermaye

                                                                              

 

 

                                                                               2

 

 

 

           2- TARİHSEL SÜREÇ:

 

           1930’lu yıllarda yönetim ÅŸekilleri oldukça pasif olan bankaların aktif portföylerinin % 70’i risksiz ve yüksek getirili devlet tahvillerinden oluÅŸmaktaydı. Bankacılar riske karşı duyarsızdı. En önemli üzerinde durulan yönetim stratejileri likidite ile ilgiliydi. 1930’lu yılların bunalımı çözüldükçe bankalar da daha fazla risk almaya baÅŸladılar. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya ekonomileri canlanmaya baÅŸlayınca endüstrinin fon ihtiyacı doÄŸdu. 1950’lerde bankalar artan kredi talebini mevduat, devlet tahvili, borç senedi gibi varlıklarla karşıladılar. Bu dönemde aktif yapısına verilen önem arttı.

 

           1960’larda ise bankacılıktaki eÄŸilim tersine dönerek bankanın pasif yapısı ve pasiflerin yönetimi önem kazandı. Bu yıllarda bankalar kendilerine yöneltilen kredi taleplerini karşılayamaz hale geldiler. Yıllarca kredi talep eden ÅŸirketler bankalara neredeyse yalvarmak zorunda kaldılar. Bunun sonucu olarak da bankalar çok yüksek kar oranları elde ederek çalışmaya baÅŸladılar.

 

           1970’lerdeki petrol krizini takiben Arapların elinde toplanan petrodolarların Avrupa ve Amerika bankalarına yatırılması sonucu ÅŸiÅŸen pasif hesaplarını karlı bir ÅŸekilde deÄŸerlendirme çabasına giren bankalar için aktif yönetiminin gerekliliÄŸi ve önemi ortaya çıkmıştır.

 

           1973-80 yılları arasında ise çok ÅŸubeli mevduat bankacılığı olarak tanımlayabileceÄŸimiz perakende bankacılık yerine toptan bankacılık geliÅŸti. 1980-82 arasında yaÅŸanan ekonomik sıkıntıdan dolayı Avrupa ve Amerika’da karlar düÅŸtü. Bunun sonucunda iflaslar ortaya çıktı. Bununla beraber deÄŸiÅŸken faizli krediler ortaya çıktı ve faizler tahmin edilmesi güç bir ÅŸekilde oynamaya baÅŸladı. Bu durum bankaların hem pasiflerini fonlayıp hem de aktiflerini yöneterek bilançolarının her iki tarafını da koordineli olarak idare etme zorunluluÄŸu doÄŸurmuÅŸ ve aktif pasif yönetimi kavramının geliÅŸmesi için önemli bir aÅŸama olmuÅŸtur. Ayrıca, kredilerde faiz oranı riskinin müÅŸteriye aktarılması sonucu kredi riski de gündeme gelmiÅŸtir.

 

           DiÄŸer taraftan 1980’li yıllarda geliÅŸen uluslar arası bankacılık sonucunda bankalar uluslar arası piyasalar fon arz edip buralardan kaynak toplamaya baÅŸladılar. Bu durum banka bilançolarının dövize baÄŸlı kalemlerini arttırarak bankaları döviz kurundaki dalgalanmalara duyarlı hale getirmiÅŸ ve bankalar için likidite ve faiz oranı riskinden baÅŸka kur riski kavramı ortaya çıkmıştır.

 

           Aktif-pasif yönetiminin geliÅŸmesini hızlandıran bir diÄŸer faktör de 1980’li yıllarda bankalara olan borcunu ödeyemeyen geliÅŸmekte olan ülkeler yüzünden zarara uÄŸrayan bankaların, pasifteki kalemlerin vadesini uzatmak ve aktiflerin dönüÅŸ hızını arttırmak için menkul kıymetlere yatırım yapmak suretiyle bilanço büyüklüÄŸünü arttırmadan bilanço dışı iÅŸlemlere yönelmeleridir.

 

 

 

                                                                               

                                                                               3

 

 

 

           Türkiye’de ise bankaların global bir teknik olan aktif-pasif yönetimine geçme sebepleri; kaynak maliyetindeki artış, yabancı bankaların, Türkiye’ye girmesiyle rekabet yaratmaları, Türk bankacılığının uluslar arasılaÅŸması ve rekabete açılması, batık kredilerin banka bilançolarındaki payının artması olarak sıralanabilir.

 

           3- AKTİF-PASİF KOMİTELERİ:

 

           Aktif-pasif yönetimi önem arzettiÄŸinden bankalar bu konuya gerekli ilgiyi göstermeli ve bir üst yönetim komitesi olan Aktif-Pasif Komitesini kurmalıdırlar. Bu komitenin verimli çalışması için banka stratejileri ve ilkeleri, bankanın pazar payı, büyüklüÄŸü, hangi ürünleri sunacağı iyi tanımlanmış olmalıdır. Söz konusu komite banka ile ilgili hazine yönetimi, ithalat-ihracat yönetimi, menkul kıymetler portföyü vb. gibi tüm konuları ele almalı, bu konuların tümüne bir bütün olarak bakarak politika belirlemelidir.

 

            Genel bir ölçü aktif-pasif komitesinde 6-8 kiÅŸi görev almalı ve üye olarak operasyonel olarak görev alan üst kademe yöneticileri bulunmalıdır. Bunlara  örnek olarak genel müdür, kredilerden sorumlu müdür, reklam müdürü, vb. gibi gösterilebilir.

 

           Bu komite düzenli aralıklarla bir araya gelmeli, düzenli ve standart olarak belirlenmiÅŸ gündem çerçevesinde konuları görüÅŸmelidir. Bu toplantılarda ekonomik konjonktür, faiz oranı, döviz kurları gibi konular, girilen sektörün konumu ve potansiyel olarak hangi sektörlere girilebileceÄŸi, ilgili mevzuat deÄŸiÅŸiklikleri ve bankanın mali mali bünyesi ile ilgili bütün konular görüÅŸülmelidir. Aktif-pasif komitesinin baÅŸarılı olabilmesinde banka üst yönetiminin konuya önem vermesi, komitedeki üyelerin niteliÄŸi, raporlama sisteminin niteliÄŸi, hiyerarÅŸide aÅŸağıdan yukarı ve yukarıdan aÅŸağı iletiÅŸimin etkinlikle gerçekleÅŸmesi rol oynar.

 

           4- AKTİF-PASİF YÖNETİMİNİN KAPSAM VE AMAÇLARI:

        

           Aktif-pasif yönetiminin temel amacı,bankanın ulaÅŸmaya çalıştığı kar doÄŸrultusunda ve kabul edebileceÄŸi risk sınırları içerisinde, net faiz marjını maksimize etmektir. Bu yüzden aktif-pasif yönetimi sırasında getiriler ve maliyeler ,vaizler ve vadeler arasında dengeli bir iliÅŸki kurulmaya çalışılır. Bunu yaparken bankalar ,aktifleri ve pasifleri ile ilgili çeÅŸitli kararlar almak zorundadırlar.

           Aktifler ile ilgili olarak alınacak kararlar;

 

           -Nakit deÄŸerler, krediler ve sabit kıymetler için ne kadar fon ayrılacak?

           -Hangi kredi çeÅŸitleri için ne kadar fon ayrılacak?

           -Aktiflerin vade yapısı nasıldır ve deÄŸiÅŸken faizli kerdilerin miktarı nedir?

           -Yatırımların vade yapısı ve miktarı nasıldır?

           -Vergiden muaf ve vergiye tabi olan yatırımlar hangileridirve nekadardır?

           -Uluslararası risk var mıdır?Ölçüsü nedir?

                                                                              

        

                                                                               4

 

 

 

            Pasiflerle ilgili olarak alınacak karalar;

 

           -Mevduat ve diÄŸer borçlanma yolu ile elde edilebilecdek fon miktarı ne kadardır?

           -Bu fonmlar ne tür mevduat ve borçlarla elde edilecektir?

           -Sermaye artırımı yoluna gidilebilir mi?

           -Fonların vadesi ve döviz yapısı nasıldır?

 

           Gerekli olan karalar alındıktan sonra ,kanunu ve mevzuatın gerektirdiÄŸi sınırlamalarla,ekonomik koÅŸullar ve piyasadaki muhtemel rekabet gözönüne alınarak banka için en uygun aktif-pasif stratejisi belirlenmelidir.

 

           Sözü edilen amaçlara ulaÅŸmak için  aktif-pasif yönetimi çerçevesinde uygulanan politikalar;

 

           a)Net faiz gelirinin artırılması ve istikrarın korunması,

           b)Faiz dışı gelirlerin kontrolü,

           c)Kredilerin kalitesinim korunması,

           d)likidite ihtiyacının karşılanması,

           e)sermaye yeterliliÄŸinin saÄŸlanması,

           f)Vergi yükünün azaltılması,

konularında odaklaşmalıdır.

 

             Karşılıklı etkileÅŸim ve çeliÅŸme içinde olan anılan konulara iliÅŸkin kararların ,bankanın üst yönetimi tarafından formüle edilip yönetim kurulu tarafından onaylanan bir politika çerçevesinde ve bu politika ile oluÅŸturulan bir yöntem  komitesince alınması gerekmektedir.

 

           *Aktif-pasif yönetimi , bankayı uzun vadeli hedeflerine doÄŸru yönlendirmek için tasarlanan 1-12 aylık dönemi kapsayan bir planlama faaliyeti olarak da tanımlanmaktadır.

 

           Karlılık

    

           Aktif ve pasifler öyle dengelenmelidir ki aktiflerden elde edilen gelir ile borçların faiz giderleri karşılandıktan sonra geriye kalan miktar hisse senedi sahiplerini memnun edecek derecede iyi olmalıdır. Bunun için de faiz marjını (faiz geliri ve giderleri arasındaki farkı) maksimize etmek gerekir. Aktiflerden elde edilen faiz gelirleri , risk ve vade faktörlerinden,ayrıca faaliyet masraflarından etkilenirler. Aynı ÅŸekilde borçların maliyet yada faiz giderleri de aynı faktörlerle etkileÅŸim halindedir. Ancak burada önemli olan 'gerçek maliyet' ve 'gerçek getiri 'lerdir. Vade ve faiz oranları aynı olan kredi ve mevduat arasında bile iÅŸletme giderlerinin fazla olmasından ve bunun mevduata yansımasından doÄŸan bir fark olabilir.

 

          

 

                                                                               5

 

 

 

 

           Likidite YeterliliÄŸi

 

           Likidite ,bankanın minimum zarar ile ani mevduat çekmelerini,aynı zamanda da piyasanın kredi ihtiyacını normal bir ÅŸekilde karşılayabilmesidir. Banka bu tür fon ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve kanuni likidite zorunluluklarını da yerine getirebilmek için yeterli derecede likit deÄŸere sahip olmalıdır.

 

           Likidite yeterliliÄŸi , bankaların kamuoyundaki güvenilirliklerini korumaları acısından da çok önemlidir. GerektiÄŸinden az likidite tutmanın maliyet, aktiflerin nakde çevrilirken kaybedilen deÄŸer,kısa vadeli borçlanmanın getireceÄŸi maliyet ve müÅŸteri taleplerinin geri çevrilmesi halinde kaybedilecek güvendir .Buna karşılık  , fazla likidite tutmanın maliyeti de yüksek yatırımlardan elde edilecek karların kaybıdır.

 

           Kanuni karşılıklar likidite ihtiyacı arasında deÄŸildirler. Bankalar , kanuni karşılıkları ayırdıktan sonra , tahmin ettiÄŸi likidite ihtiyaçlarına göre nakit miktarı belirlerler. bunların kasalarında ,diÄŸer bankalarda veya muhabir bankalarda tutarlar.

 

           Likidite ihtiyacını belirlemeden önce bilanço kalemleri, kontrol edilebilirler ve kontrol edilemezler olarak ayrılır, kontrol edilebilirler için likidite sorunu yoktur. Fakat mevduat ve kredi talebindeki deÄŸiÅŸimler ,bankanın tam olarak kontrolünde deÄŸillerdir. Banka bu tür kalemlerin likidite ihtiyacını ne derecede etkileyeceÄŸini iyi belirlemelidir.

         

            Bankanın seçeceÄŸi strateji, bankanın büyüklüÄŸüne ,sermaye yapısının kuvvetli olup olamamasından,piyasada oluÅŸabilecek fon kaynaklarının çeÅŸitliliÄŸinden ve kabul edilebilecek risk derecesi gibi faktörlerden etkilenir. Likidite ile karlılık arasındaki ters iliÅŸki bankaların karşılaÅŸtığı en büyük problemlerden birisidir.

 

            Risk

 

           Bir bankanın karşılaÅŸacağı en büyük risk, aktiflerinin deÄŸer kaybetmesiyle öz kaynaklarının azalması; sermaye yapısının zayıflamasıyla da piyasadaki güvenilirliÄŸinin azalması,büyümesinin sınırlanmasıdır. Banka kaynakları arasında yabancı kaynakların büyük ağırlık tutması ise baÅŸlı başına bir risk kaynağıdır. Bu kaynakların geri çekilmesiyle banka büyük sıkıntılar içine girebilir. Bütün bunların sonucunda, çeÅŸitli risk unsurlarının bulunması, ölçülmesi ve kontrolü, bankanın faaliyetlerini saÄŸlıklı bir ÅŸekilde yürütmesi için gereklidir.

 

           Esneklik

 

           Esneklik, bankanın deÄŸiÅŸen ekonomik, mali, siyasi ÅŸartlara uyum gösterme yeteneÄŸi olarak tarif edilebilir. Banka, esnek olduÄŸu ölçüde aktif-pasif kompozisyonunda kolay deÄŸiÅŸiklik yapabilir.

 

                                                                               6

 

 

 

 

             Menkul deÄŸerlerin veya kredilerin vade yapısı yönetilerek esneklik saÄŸlanabilir. EÄŸer menkul deÄŸerler yada krediler kısa vadeli ise bu, bankaya kısa aralıklarla yeni yatırımlar yapma ÅŸansı verir. Ancak bunlar getirisi düÅŸük yatırımlardır.

 

           EsnekliÄŸi  saÄŸlamanın bir ikinci yolu, her donem için vadesi bitecek olan kedi ve menkul deÄŸerlerin zamanlamasını önceden planlayarak bir portföy oluÅŸturmak ve böylece getirisi yüksek uzun vadeli aktiflerden vazgeçmeden esneklik kazanmaktır.

 

           Esneklik kazanmanın bir diÄŸer yolu da ikincil piyasası olan. her an elden çıkarılabilecek aktiflere yatırım yapmaktır. Bu tür aktifler hem gereken esnekliÄŸi saÄŸlar hem de uzun vadeli aktiflere yatırım yapma imkanı saÄŸlar.

 

           Kanuni Zorunluluklar

 

          Bankacılık sektörü, resmi otoritelerin mali sisteme yaptıkları düzenlemelerden en çok etkilenen sektörlerden biridir. Resmi otoriteler banka bilanço kalemlerinden bazılarını kontrol altına almak ve bu yolla mali dengeyi saÄŸlamak isterler. Bunu, bankaların faaliyetlerinde aktiflerin yapısını belirleyerek .belli yatırımları teÅŸvik ederek, bazılarını da yasaklayarak veya aktif-pasif arasında bazı oranlar tanımlayarak yaparlar.

   

          Kanuni zorunlulukları bilmek aktif-pasif yönetimi için önemlidir çünkü planlama yapılırken , bu deÄŸerlerin kanuni olarak bulundurulmaları gerekliliÄŸi gözönüne alınmalıdır

 

           5- RİSK YÖNETİMİ:

 

          1)KREDİ RİSKİ:

 

           Bankacılığın doÄŸasında olan tek risk kredi riskidir. Banka tarafından kullandırılan krediler,borçlunun geri ödemelerini hiç yapmaması ya da zamanında yapmaması riskini taşır.

 

           Kredi riskinin aktif pasif yönetimi açısından önemi,nakit akımında sorunlara neden olması ve belirsizlik yaratmasıdır. Aktif pasif yönetimi kredi riskini etkilediÄŸi gibi , büyük ölçekli sorunlu kredilerin varlığından da etkilenir.

 

           Aktif pasif yönetiminin kredi riski üzerindeki en dolaysız etkisi  deÄŸiÅŸken faiz oranlı borçlanmaya anahtar olmasıdır. Faiz oranı riskinden bankaları kurtarmak için tasarlanmış bu deÄŸiÅŸim,vade dönüÅŸümü ile iç içe geçmiÅŸ bulunmaktadır. Fakat faiz oranı riskinin borçluya kaydırması , borçlunun geri ödemelerini yapamamasına ve böylece kredi riskinin artmasına yol açabilecek bir yapı oluÅŸturur. Bu da belirsizliÄŸe yol açar. Son çözümlemede ne olacağı gerek reel gerekse nominal faiz oranlarının ne olacağına baÄŸlıdır. Faiz oranında ani düÅŸüÅŸlerin olduÄŸu dönemler borçlunun yararına olacaktır.

 

                                                                               7

 

 

 

 

           Yukarıda belirtildiÄŸi gibi  aktif pasif yönetimi ile kredi risk arasında etkileÅŸim karşılıklıdır. Kredi riskinin aktif pasif yönetiminde yarattığı en büyük etki , oluÅŸan sorunlu kredilerin aktifleri dondurmasıdır. Bir diÄŸer etki ,kısa vadeli alacakların uzun vadeliye dönüÅŸmesidir. Böyle bir durumda ise beklenen nakit akımları gerçekleÅŸmeyecek ve banka likiditesi açıkça etkileyecektir. Sorunlu kredilerin beklenmedik ölçüde artması , bankanın dışarıdan algılanmasını da olumsuz yönde etkileyecek ve kredibilitesini düÅŸürecektir. Fon saÄŸlama serbest ve fon maliyetleri artık banka için daha olumsuz bir yapıya bürünür. Ancak bu durumu, yalnızca sorunlu kredilerin kesinleÅŸmesi ile direkt baÄŸlantılı saymamak gerekir. Belli sektör ya da yöreye büyük oranda kredi veriliyorsa , gelecekte kredi riskine maruz kalma olasılığı yüksek demektir.

 

           Kredi riski yönetimi 3S ilkesi olarak tanımlanan üç temel ilkeyi içerir:

 

           a)SEÇİM( SELECTION): İlk koÅŸul kime kredi verileceÄŸinin dikkatle seçilmesidir. Bir riski minimum düzeyde tutmak için yapılması gereken, kredilendirme kategorileri ve kredi tipleri için sınırlama sistemi oluÅŸturmaktır.

 

           b)SINIRLAMA(LIMITATION): Herhangi bir borçlu ya da grup ÅŸirketi ve herhangi bir sektör ya da ekonomik faaliyet alanı için maksimum kredi sınırı belirlenmesidir. Açılacak kredilerin toplam kredilere oranı açısından da bir ölçü , bir sınır saptanması mümkündür.

 

           c)SERPİŞTİRME(DIVERSIFICATION): Kredinin bir noktada yoÄŸunlaÅŸmasından kaçınma amacını yerine getirmek için uygulanan serpiÅŸtirme ilkesi,bir anlamda sınırlılık ilkesi ile aynı konumdadır. Bir banka , kredilerini ne denli farklı tipte borçlular, ekonomik sektörler ve yörelere yayarsa,kredi riski ile karşılaÅŸması o denli azalır.

 

           Uluslararası düzeyde de kredilendirme yoluna giden bankalar için kredi  yönetimi içinde incelenebilecek çok önemli bir risk daha vardır ; ülke riski . Artık , yalnızca borçlunun  kredi deÄŸerliliÄŸinin incelenmesi yeterli olmamakta , borçlunun bulunduÄŸu ülkenin politik ve ekonomik koÅŸulların göz önüne alınması , bir deÄŸerleme kriteri olarak önemlidir.

 

           Buraya dek kredi riskinin aktif kalem olarak mevcut kredilerinden ya da tahsisi amaçlanan kredilerden doÄŸuÅŸu ve olası kaçınma yolları açıklanmıştır. Oysa kredi riski , bankanın girdiÄŸi taahhütlerle de baÄŸlantılıdır ki, aktif pasif yönetiminin de gözden kaçırmaması gereken bir noktadadır. Banka tarafından müÅŸteriye , gerçekleÅŸtireceÄŸi bir faaliyet ya da baÅŸka bir kurumdan alacağı kredi için özellikle teminat mektupları olarak verilen bir taahhüt , ilgili müÅŸterinin baÅŸarısız olması durumunda bir tür kredi riski olarak bankaya geri dönecektir.

 

           2)LİKİDİTE RİSKİ:

 

           Bankaların vadesi gelen taahhütlerini karşılayabilme ve istediÄŸi iÅŸlemlere yeteneÄŸi olarak tanımlanır. Likidite bulundurmak için ayrıntıda çeÅŸitli nedenler sözkonusu olabilmesine karşın , bunları dört ana grupta toplamak olanaklıdır;

                                                                               

                                                                               8

 

 

 

           a)Toptan fonların yenilenmesi ya da perakende mevduatın çekilmesi nedeni ile oluÅŸan net fon çıkışlarını tekrar yerine koyma gereÄŸi

           b)Beklenen fon giriÅŸlerinin gerçekleÅŸmemesini karşılama gereÄŸi,

           c)Olası sorumluluklar sözkonusu olduÄŸunda yeni fonlar bulma gereÄŸi,

           d)Bankanın yapmak istediÄŸi yeni iÅŸlere girebilme gereÄŸi.

 

           GeniÅŸ anlamıyla , ilk gereksinim fon riski , ikinci gereksinim zaman riski ,üçünçü ve dördüncü gereksinimler talep riski olarak nitelenir.

 

           Likidite kaynakları ise üç noktada toplanmıştır;

 

           a)zarara uÄŸramaksızın ,kısa sürede aktifleri satma , iskonto ettirme ya da rehnetme yeteneÄŸi (bilançonun aktif bölümü)

           b)piyasalardan ya da daha önce belirlenmiÅŸ kredi hattından kısa surede yeni para saÄŸlama yeteneÄŸi (bilançonun pasif bölümü)

           c)beklenen fon giriÅŸleri ile beklenen fon çıkışlarının karşılaÅŸması olanağı (bilançonun vade yapısı)

kullanılarak likidite saÄŸlanır.  

 

           Likidite konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta , ulusal para ile döviz ayrımıdır. Ulusal para açısından bankalar , bir ölçüde merkez bankalarının desteÄŸine sahip oldukları için belli varlıkları için likidite sorunu yaÅŸamazlar. Döviz likiditesinde ise böyle bir güvence sözkonusu deÄŸildir. Bu tür likidite ihtiyacı olan bankalar , finansal piyasalardan ve/veya diÄŸer bankalarla kurmuÅŸ oldukları kredi hattından yararlanmak durumundadırlar.

 

           Büyük oranda yada tümüyle ulusal paralarla çalışan pek çok küçük banka likidite ihtiyacını merkez bankası ya da baÅŸka yerden borçlanma olanaklarının kullanımı ile kısa vadeli aktif portföyü oluÅŸturarak geleneksel yollarla karşılayabilirler. Büyük bankalar için böyle bir olaydan söz etmek mümkün deÄŸildir. Bu bankalar ,bilançolarının her iki tarafını da kullanarak likidite yaratmak durumundadırlar. Bankalar arası ve diÄŸer toptan piyasalarda etkin bir biçimde bulunarak ,kısa vadeli fon kaynakları kullanarak bu piyasaları kullanma eÄŸilimindedir. Gerçekte bankalar ,borçlanma sürelerine göre daha uzun vadeli kredi kullanarak vade dönüÅŸümü yapmaktadırlar.

 

           Yetersiz likidite , bankanın piyasadaki prestijini sarsar;çok fazla likidite ise bankanın karlı yatırımlarına engel olur. Bankalar karlılıkla güvenilirlik arasında sürekli bir ikilem yaÅŸarlar. Bu yüzden bankalar Likidite riskini kontrol altında tutabilmek için  likidite ihtiyaçlarını doÄŸru olarak belirlemek zorundadırlar. Önce kontrol edilebilir ve kontrol edilemez bilanço kalemleri birbirinden ayrılmalı sonra da kontrol edilemeyen kalemlerdeki deÄŸiÅŸikliklerin bankayı nasıl etkileyeceÄŸi tahmin edilip olan göre önceden önlem alınmalıdır.

 

          

                                                                               9

 

 

 

 

           Likidite ihtiyacını belirlemesinde birçok yöntem kullanılır. Bu konuda, yöneticilerin geçmiÅŸ tecrübelerine ve önsezilerine güvenebilecekleri gibi ,karmaşık ve sayısal yöntemler de kullanabilirler:

 

           1)Stok Yaklaşımı:

 

           Stok yaklaşımında ,yöneticilerin tecrübelerine dayalı tahminleri en önemli yeri kaplar. Bazı bilanço rasyoları ,likidite seviyesinin genel göstergesidirler ve bunların belirli seviyelerde kalması önemlidir. Gösterge olarak kabul edilen en önemli rasyolar:

 

     Krediler                       Krediler              Dış Kaynaklar      Kısa Vadeli Yatırımlar   1.ve2.Derece Nakit DeÄŸerler

Toplam Aktifler       Toplam Mevduat    Toplam Aktifler        Toplam Aktifler                  Toplam Aktifler            

 

olarak özetlenebilir. Bunların ilk ikisinin yüksek olası yetersiz likiditenin göstergesidir. Kasa , devlet tahvilleri ve vadesi dolacak menkul deÄŸerlerin aktifler içinde büyük  bir oran teÅŸkil etmesi ise likiditenin yüksek olduÄŸunun göstergesidir.

 

           Burada kullanılan rasyolar muhtemel nakit akışı deÄŸiÅŸikliklerine karşı,banka kaynaklarının yeterliliÄŸinin göstergesidir. Dolayısıyla bu yaklaşım , likiditenin esas göstergesi olan nakit giriÅŸ çıkışlarını göz önüne almadığı için ,likidite ihtiyacının belirlenmesinde yetersiz kalmaktadır.

 

           2)Akış Yaklaşımı:

 

           Nakit giriÅŸ çıkışlarındaki deÄŸiÅŸiklikleri gözönüne alan akış yaklaşımında ,giriÅŸ çıkışlar arasındaki geçici iniÅŸleri karşılamak amacıyla bulundurulması gereken likit rezervleri belirlenir. Bir sonraki dönemde tutulacak rezervleri belirlemek için,bir önceki döneme ait nakit giriÅŸ çıkışlarını belirleyen grafik çizilir. GrafiÄŸin düÅŸük olduÄŸu yerlerde fazla nakit çıkışı var demektir ve bu dönemde likit rezerv bulundurulmalıdır. Ayrıca nakit çıkışlarının olduÄŸu dönemlerde ,bunun ne kadarının isteÄŸe baÄŸlı olduÄŸu tespit edilir ve isteÄŸe baÄŸlı olanlar toplam nakit çıkışlarından çıkarılarak bir grafik daha çizilir. Bu grafik mecburi nakit çıkışlarını ve ne zaman daha çok nakit çıkışı olduÄŸunu gösterir grafiktir. İki grafiÄŸin karşılaÅŸtırılması sonucu , banka ne kadar likit deÄŸeri,ne zaman elinde tutacağını belirler.

 

           3)Likidite Farkı Analizi:

 

           Bu analizde belli dönemlerde vadesi dolan aktifler ve borçlar arasındaki fark alınır. Farkın pozitif olması, o dönemde vadesi dolan aktiflerin borçlardan daha fazla olduÄŸunu gösterir. Negatif bir fark ise bankanın yeni fonlara ihtiyacı olduÄŸunu gösterir. Bu ihtiyacın nasıl karşılanacağı banka stratejilerine göre belirlenir.

 

           Bu analizin amacı kabul edilebilir likidite farklarını belirlemek ve ona göre likidite stratejisi oluÅŸturmaktır. En iyi strateji bankanın ÅŸartlarına göre deÄŸiÅŸir.

                                                                             

                                                                              10

 

 

          

           Likidite riski yönetiminde iki stratejiden birisi takip edilir. Bunlardan ilki pasif yönetimi, ikincisi ise menkul deÄŸerler hesabı yönetimidir. Her iki stratejinin de avantajları ve dezavantajları vardır. Bankanın strateji seçimini çeÅŸitli faktörler etkiler.                    

                                                                            

           3)FAİZ ORANI RİSKİ:

 

1-       Gap Analizi:

 

Aktif-pasif  yönetiminde   kullanılan    en     sofistike      tekniklerden birisi Gap

Analizidir. Gap analizinde banka aktif ve pasiflerini koordineli olarak faiz riskine karşı yüksek ve düzenli getiri getirecek düzeyde bulundurmaya çalışacaktır. Böylece banka oranlarının sürekli deÄŸiÅŸmesine karşı kendisini emniyete almış olacaktır. Her ölçekteki banka Gap Analizi yapabilir ancak büyük ölçekli bankalar bu analizden daha fazla fayda elde edecektir. Bu metodu uygulamak isteyen bankalar öncelikle geliÅŸmiÅŸ bir muhasebe sistemi oluÅŸturmalıdırlar. Muhasebe hesaplarında mümkün olduÄŸunca sınıflandırma yapmak banka açısından getiri arttırıcı sonuçlar yaratabilecektir.

 

            Böylece aktif ve pasifler ilerde faiz oranı olarak yeniden fiyatlanabilme olanaklarına göre listelenebilirler. Bilançonun her iki tarafında da yeniden fiyatlanabilecek kalemler bulunur. ÖrneÄŸin 5 yıl vadeli libor faizli bir kredinin faizi her 30 günde bir fiyatlanacaksa bu kredi 30 gün bazında faize duyarlı bir aktiftir. Faize duyarlı aktifler ile faize duyarlı pasifler arasındaki analizin temelini oluÅŸturur ve bu farka 'ARALIK (GAP)  ` denir. Aynı mantıkla kullanabileceÄŸimiz bir rasyo da Gap rasyosudur. Gap rasyosu faize duyarlı aktifler (fda) /faize duyarlı pasifler (fdp) dir. EÄŸer gap fark olarak sıfır ya da gap rasyosu 1 ise, banka faiz deÄŸiÅŸikliklerine karşı duyarsız denilebilir. Çünkü faiz oranlarındaki deÄŸiÅŸmeler aktif ve pasifte aynı oranda deÄŸiÅŸikliÄŸe yol açacaktır.

 

                                   Faize duyarlı aktifler            fda

           Gap rasyosu = ---------------------------- =---------------

                                    Faize duyarlı pasifler            fdp

 

           Pozitif gap pozisyonunda bulunan veya gap rasyosu birden büyük olan bir banka, faiz oranları arttığı zaman faize duyarlı aktiflerin getirisi de artacak ve net faiz geliri yükselecektir. Negatif gap pozisyonunda bulunan ya da gap rasyosu birden küçük bir banka ise yükselen faiz oranlarıyla daha çok faize duyarlı pasiflerini yeniden fiyatlayacak; bu ise kaynak maliyetlerinde artışa yol açacaktır.

 

           Bankalar gap pozisyonunu ne yönde ve ne büyüklükte tutacaklarına faiz oranlarına iliÅŸkin yapılacak tahminler, risk ve getiriden hangisinin tercih edildiÄŸine ve gap aralığının banka tarafından ne ölçüde kontrol edilebilir olduÄŸuna baÄŸlı olarak karar vereceklerdir. Daha çok istikrarlı getiri elde etme amacındaki bankalar yüksek gap pozisyonu tutmayacaklardır.

 

 

                                                                              11

 

 

 

 Daha saldırgan bir gap politikası izleyen bankalar ise örneÄŸin faizlerin yükselmesinin beklendiÄŸi bir ortamda aktiflerine deÄŸiÅŸken oranlı faiz uygulayıp vadelerini kısaltma ve pasiflerinin vadelerini uzatma yoluna baÅŸvurabilir. Ancak  pratikte  bankalar  piyasada  istedikleri  vadede  borç ve alacak yaratma imkanı bulamayabilirler. Bu durum diÄŸer bankalarında aynı yönde faiz oranı tahmininde bulunmaları yüzünden aynı stratejiyle davranmalarından ya da bankanın piyasada faiz oranı üzerinde kontrolü bulunmamasından kaynaklanabilir.

 

           Böylece banka gap pozisyonu üzerinde kontrol saÄŸlayamayacak ya da saÄŸlaması gecikerek gap analizi baÅŸarılı sonuç vermeyecektir. Ancak bankalar için sorunu vadeli piyasalara girmek suretiyle kısmen çözmek mümkün olabilecektir.

 

2-       Duration Analizi:

 

           Durasyon bir menkul kıymetin geri ödeme sonuna kadar geçirdiÄŸi ortalama zamandır. Faiz oranındaki oynamalar dolayısıyla bir bankanın finansal pozisyonunda meydana gelen deÄŸiÅŸmeler ‘ durasyon analizi ` ile incelenebilir.

 

                                         m

                                         å       t*PVF t

                                         t=1

           Durasyon=D=--------------------------

                                         m

                                         å       PVF t

                                         t=1

 

           t= ödemeye kadar kalan zaman     

 

           PVF= t zamanında yapılan ödemenin bugünkü deÄŸeri yani ;

 

                                 F

           PVF= --------------------  

                                     t

                            (1+i)

 

           Önceleri portföy analizi içinde incelenen durasyon analizi daha sonra aktif-pasif yönetiminde de kullanılmaya baÅŸlanmıştır. Bu teknik, bankanın aktif-pasif yönetiminde vade yapısını inceleme de bir yöntem olarak  kullanılmaktadır. Durasyon menkul deÄŸerin vadesini gösteren tek bir sayıdır. Anapara ve faiz ödenmesi tek bir seferde yapılan bir kıymetin durasyonu vadesine eÅŸitken birden fazla dönemde ödenen kıymetlerin durasyonu ise vadelerinden daha küçüktür. Aslında  durasyonla hesaplanan sayı, vadeli bir menkul deÄŸerin kupon deÄŸerleri üzerinden belli aralıklarla yapılan anapara artı faiz ödemesinin, aynı faiz artı anapara ödemesi toplamının bir defada ödenmesi durumunda geçerli olan  vadedir.

 

                                                                              12

 

 

 

            ÖrneÄŸin 4 yıl vadeli, nominal deÄŸeri 100 TL olan, % 10 kupon deÄŸerli bir tahvilin piyasa faizi % 9 iken durasyonu 3,5’tir. Yani eÄŸer bu menkul deÄŸere yapılacak toplam faiz ve anapara ödemesi 4 yıl boyunca her yıl sonunda deÄŸil de bir defada ödenecek olsa vadesi 3,5 yıl olacaktır.

 

           Durasyon faiz oranlarındaki deÄŸiÅŸmelerle menkul deÄŸerlerin fiyatlarındaki deÄŸiÅŸim arasında ÅŸöyle bir lineer iliÅŸki kurmamızı saÄŸlar:

 

            êS                           êi

            --------- = (-D)* --------------

              S                          (1+i)

           

           S= Varlığın fiyatı

 

           D= Durasyon

 

           İ= Vadeye kalan faiz oranı

 

           Böylece durasyon bize faiz oranlarındaki deÄŸiÅŸmelerin bankanın finansal pozisyonunu ne ÅŸekilde etkileyeceÄŸini göstermektedir.

 

           Bankalar aktif-pasif yönetirken hem hesap bazında hem de toplam olarak ağırlıklı bazda durasyon hesaplamalıdırlar. Aktiflerin eksi pasiflerin durasyonu ‘durasyon farkını’ verecektir. Durasyon farkı büyüdükçe bankanın karşılaÅŸtığı faiz ve likidite riski de büyüyecektir. Bankalar aktif ve pasif kalemleri birebir uyumlu hale getirerek durasyon farkını sıfır yapabilirler. Özellikle seçilmiÅŸ hesapların karşılıklı uyumu saÄŸlanarak baÅŸarıya ulaşılabilir.

 

           Sonuç olarak ÅŸunları söylemek mümkündür:

 

1) Banka faiz riskini hesaplamakta baÅŸarıya ulaÅŸmak için durasyonu  hesaplarken belli hesapları hedef belirleyerek hareket etmelidir.               

 

2)       SeçilmiÅŸ aktif-pasif hesapları arasındaki farkla bankanın karşı karşıya   kaldığı faiz riski doÄŸru orantılıdır.

 

3)       SeçilmiÅŸ aktif-pasif hesapları arasındaki durasyon farkı sıfıra indirilerek faiz

oranı riski sıfıra indirgenebilir.

 

3-       Varyans Analizi:

 

           Faiz riski oranını yönetmek için kullanılan önemli araçlardan birisidir. Büyük ölçekli ve ürünleri çok olan bankaların faiz oranları riskinden etkilenmeleri de aynı ölçüde yüksek olacaktır. Bir ticari bankada birçok faiz oranları çevrimleri mevcuttur ve bilançodaki her kalemin faiz oranına bir duyarlılığı söz konusudur. Faiz marjları üç çeÅŸit verinin deÄŸiÅŸmesi sonucu deÄŸiÅŸirler.

                                                                              13

 

 

 

           Bunlar birbiriyle baÄŸlantılı konulardır:

 

           1)Faiz oranı varyansı aktif getirileri ile pasif maliyetleri arasındaki farktan oluÅŸur, faiz oranları inip çıktıkça faiz oranı varyansı oluÅŸur, bu konuda banka yönetimi ancak ekonomik konjonktürü izleyip tahminde bulunmaya çalışabilir;

 

           2)Aktif ya da pasif miktarının zaman içindeki deÄŸiÅŸimi miktar varyansını oluÅŸturur;   

                                                                      

           3)Belli konuların aktif-pasif içindeki yüzdelerinin deÄŸiÅŸimi ise karışım varyansını oluÅŸturur. Karışım varyansı aslında bakanın aktif-pasif yapısının deÄŸiÅŸmesidir.

 

           Burada önemli olan bankanın hangi varyansı deÄŸiÅŸtirerek nasıl bir sonuca varabileceÄŸini hesap etmektir. Bu hesaplama ile bakanın mevcut durumu ve geçmiÅŸteki trendi belirlenerek geleceÄŸe dair analiz yapılacaktır. Banka yönetimi varyans analizi ile gap analizini birlikte düÅŸünerek karar almalıdır.

 

1-       1. Periyot

2-       2. Periyot

M= Aktifin % karışımı

L=  Miktar

R=  Oran

 

           M2*L2*R2-M2*L2*R1 =RV              (Oran Varyansı)

           M2*L2*R1-M2*L1*R1 =LV              (Miktar Varyansı)

           M2*L1*R1-M1*L1*R1 =MV             (Karışım Varyansı)

 

4-       Simulation Yöntemi:

 

           Faiz oranı riskini tespit etmekte kullanılan en yeni yöntemdir. Bu yaklaşımda aktif ve pasif kalemleri kullanılarak nakit akışlarını gösteren bir model oluÅŸturulur. Daha sonra bu model kullanılarak deÄŸiÅŸen faiz oranına göre muhtemel bilançolar ve kar zarar hesapları çıkarılır. Böylece riski minimize edecek bilanço kombinasyonları ve stratejileri hakkında bilgi edinilebilecek ve ileriye iliÅŸkin tahminler yapılabilecektir.

 

           Ancak simülasyon modelinin kurulması ve çalıştırılmasında konuyu iyi bilen matematiksel açıdan doÄŸru bir model oluÅŸturacak ve piyasa ile ilgili finansal deÄŸiÅŸken iliÅŸkilerini iyi kurabilecek kiÅŸinin görevlendirilmesi gerekir. Böylece bilgisayar destekli simülasyon modelleri hız ve doÄŸruluk açısından etkin çalışmalar yapmak için faydalı olacaktır.

 

 

 

 

 

                                                                              14

 

 

 

           4)DÖVİZ KURU RİSKİ:

 

           Bankalar bilançolarındaki yabancı para kalemlerden dolayı döviz kurlarındaki iniÅŸ çıkışlara karşı duyarlı olmak zorundadırlar. Döviz kuru dalgalanmaları bankaların kar ya da zararları üzerinde büyük ölçüde etkili olabilecektir. 1973 yılında dünyada esnek kur sistemine geçiÅŸle birlikte kur riskinin önemi artmıştır. Türkiye’de de 24 Ocak 1980 kararları ile birlikte dışa açık büyüme stratejisi benimsenmesinden sonra finansal sistemde dış krediler ve yabancı para iÅŸlemlerin ağırlığı artmıştır.

 

           Bir bankanın yabancı para aktifleri ile yabancı para pasifleri arasındaki fark pozitif ise banka fazla pozisyonda, negatif ise banka açık pozisyondadır. Pozisyonu sıfır olan bir banka ise kur riskinden etkilenmeyecektir. Ancak bankalar genel olarak bu pozisyonu sıfırlamak deÄŸil önceden pozisyonla ilgili tahminde bulunarak karlarını arttırmak isterler.

                                                                            

           Bankalar döviz kurunu tahmin ederken farklı bazı yöntemlerden yararlanabilirler. Bunlar ÅŸöyle sıralanabilir:

 

1)       Satın alma gücü paritesi

2)       Uluslar arası Fisher iliÅŸkisi

3)       Faiz oranı paritesi

 

           Bu yöntemlerden sıklıkla kullanılan satınalma gücü paritesine göre kurlar iki ülkedeki enflasyon farklılıklarından oluÅŸmaktadır:

 

           I : periyot sonu        

           O: periyot başı

           S: spot kur

           E(T): Türkiye’deki enflasyon      ;       E(ABD): ABD’deki enflasyon

 

               S1            1+E(T)

           --------- =--------------------

               S2            1+E(ABD)

 

           Yine en basit ve dünyada en çok destekçi toplayan kur beklentileri kuramına göre de gelecekteki kuru insanların bekleyiÅŸleri belirleyecektir:

 

           (e:gelecekteki bekleyiÅŸler)

 

                F-1                  e(S1)

           -------------= ----------------

                S0                    S0

 

 

                                                                              15

 

 

 

           Burada belirtilen kuramlarla bankalar kurların nasıl bir trend izleyeceÄŸini tahmin edip açık veya fazla pozisyonlarını buna göre belirlemeye çalışmalıdırlar. Yukarıda anılan yöntemler faizlerin büyüklüÄŸünü tam olarak tahmin edemezler ancak genel gidiÅŸat hakkında öngörü oluÅŸturmak üzere kullanılabilirler.

 

           Ayrıca forward, futures, swap ve opsiyon iÅŸlemlerine de kur riskini elimine etmekte baÅŸvurulur. Bu konuda en önemli nokta yabancı para aktifin kur riskine karşı duyarlılığını kontrol altına almaktır.

 

           6-SONUÇ:

 

           1980 yılında Türkiye ekonomisinde yaÅŸanan dönüÅŸüm sonrasında özellikle finansal piyasalarda yaÅŸanan hızlı geliÅŸim ve artan rekabetle bakalar kendilerini yoÄŸun bir ÅŸekilde bilgi teknolojisinin kullanıldığı ve giderek dünya finansal sistemiyle bütünleÅŸerek dışa açılan bir sektör yapısı içinde buldular. Bu yapıdaki en belirgin özellik yurtiçi ve uluslar arası artan rekabetle karşılaÅŸmak olmuÅŸtur. Para ve sermaye piyasalarındaki geliÅŸme ve mali piyasaların derinleÅŸmesi sonucunda yeni ortaya çıkan finansal kurum türleri ve finansal ürünler ile beraber daha önce fazla önemsenmeyen bilanço kalemleri hareket kazanmıştır. Sonuç olarak bankaların hem aktif hem de pasif pasiflerinde çeÅŸitlenmeler olmuÅŸ ve bankalar aktif-pasif yönetimini bir bütün olarak ele alacak yaklaşımlara ihtiyaç duymaya baÅŸlamışlardır.

 

           Piyasa kurallarının geçerli olduÄŸu bir ülkedeki bankaların amacı güven, emniyet ve likidite ile birlikte karını maksimize etmektir. Bunu saÄŸlamak ancak doÄŸru yönetim stratejilerini etkin bir ÅŸekilde uygulamakla mümkün olur. Yani banka gelir arttırıcı iÅŸletme politikalarıyla maliyet azaltıcı iÅŸletme politikalarını birlikte uygulamalıdır. Günümüzde aktif büyüklüÄŸüne dayanan karlılık anlayışı, yerini verimliliÄŸe dayanarak karlılığı arttırmaya çalışan anlayışa terk etmiÅŸtir. Önemli olan nokta gelir-gider arasındaki dengelerin banka karlılığını arttıracak ÅŸekilde ayarlanmasıdır.

 

           Türkiye’de aktif-pasif yönetiminin geleceÄŸi ekonominin geliÅŸimi ile yakından ilgilidir. Ekonomik canlılık, beraberinde kredi talebindeki artış pasif kalemlerde de hareket yaratacak ve bankalar kaynaklarını arttırmaya yönelik iÅŸlemleri daha fazla kullanmaya baÅŸlayacaklardır.

 

 

 

                                                                             

 

 

 

 

 

 

                                                                              16

 

 

 

 

 

           KAYNAKLAR:

 

           1-Esen, Rıfat ‘Ticari Bankalarda Aktif-Pasif Yönetimi’, Bankacılar Dergisi, Sayı: 7, 1991

 

           2-Kılınç, Gonca, ‘Aktif-Pasif Yönetimi’, Bankacılar Dergisi, Sayı: 6, 1991

 

           3-Özdicle, Leyla BaÅŸtav, ‘Ticari Banklarda Aktif-Pasif Yönetimi’, Hazine Dergisi, Sayı: 3 Temmuz 1996

 

           4-Aydın, Erol, ‘Bankacılıkta Aktif-Pasif Yönetimi’, Mayıs 1992

 

           5-Dr. Adil, Giray, ‘Banka ve Mali Kurumlar’, Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F. Maliye Bölümü Ders Notları, Ankara 1986-87